Teknoloji

Saniyenin Tanımı Değişmeye Hazırlanıyor, Ama Hiçbir Saat Bunu Fark Etmeyecek

Saniye 1967'den beri sezyum atomuna göre tanımlanıyor. 13 Ekim'de Versay'da toplanacak uluslararası konferans, bu tanımın yerine neyin geçeceğine dair yolu çizecek. Aynı masada artık saniyenin sonu ve Ay için ortak bir zaman ölçeği de duruyor.

Saatçi dükkânında bir bilim insanı eski bir saatin içine lazerli optik saat yerleştiriyor (illüstrasyon)

Bir saniye, bir saniyedir. En azından öyle düşünürüz. Oysa bugün kullandığımız saniyenin resmi bir tanımı var ve bu tanım bir atoma dayanıyor: sezyum-133 atomunun belirli bir geçiş frekansı, tam olarak 9.192.631.770 hertz olarak sabitlenmiş durumda. Gündelik dille söylersek, bir saniye bu ışınımın 9.192.631.770 kez titreşmesi için geçen süre. İlk kez 1967'de kabul edilen ve resmi yazılışı 2019'da güncellenen bu atomik temel, yarım asırdır dünyanın bütün saatlerinin, GPS uydularının ve internetin zaman damgalarının dayandığı temel.

Şimdi bu temel, yarım yüzyıldan uzun bir süre sonra değişmeye hazırlanıyor. Sebep basit: en iyi optik saatler, sezyumun izin verdiği doğruluk sınırını artık geride bıraktı.

13–15 Ekim, Versay

Ölçü birimleri hakkındaki en üst karar organı olan Ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı (CGPM), 28. toplantısı için 13–15 Ekim 2026'da Versay'da toplanıyor. Konferans dört ila altı yılda bir toplanıyor ve kilogramın, metrenin, saniyenin ne olduğuna burada karar veriliyor. 2019'da kilogramın Paris'teki metal silindirden kurtarılıp fiziksel bir sabite bağlanması da bu sürecin ürünüydü.

Bu yılın gündeminde zamanla ilgili üç ayrı taslak karar var ve üçü de toplantının son gününde oylanacak:

  • Saniyenin gelecekteki tanımı
  • Koordineli Evrensel Zaman'ın (UTC) sürekliliği, yani artık saniyenin akıbeti
  • Ay için uluslararası bir referans zaman ölçeği

Üçü birden, bir zaman meraklısı için yılın en ilginç haftası demek.

Sezyum neden yetmiyor?

Eski sezyum saati depoya taşınırken arkada yeni optik saat laboratuvarı (illüstrasyon)

Atom saatleri, atomların belirli bir enerji geçişinde yaydığı ışınımın frekansını sayarak çalışıyor. Ne kadar yüksek frekanslı bir geçiş sayarsanız, zamanı o kadar ince dilimlere bölebiliyorsunuz. Sezyum saatleri mikrodalga bölgesinde, yani saniyede yaklaşık 9 milyar kez titreşen bir sinyali sayıyor.

Yeni nesil "optik saatler" ise çok daha yüksek optik frekanslardaki atom geçişlerini kullanıyor. Burada titreşim sayısı saniyede yüz binlerce milyara çıkıyor. Sonuç: en iyi optik saatler, sezyum saatlerinden şimdiden yaklaşık 100 kat daha doğru.

Bu saatler için konulan kabul kriterleri de bu farkı gösteriyor. Saniyenin yeniden tanımlanabilmesi için optik saatlerin, 16 milyar yılda bir saniyeden az şaşacak kadar doğru olduğunun kanıtlanması gerekiyor. Evren yaklaşık 13,8 milyar yaşında.

Yarış henüz bitmedi

Versay salonunda yan yana dizilmiş optik saatler ve onları inceleyen delegeler (illüstrasyon)

Asıl zor soru, sezyumun yerine neyin geçeceği. 1967'de seçim tekti, bugün değil. Dünyanın farklı laboratuvarlarında stronsiyum, iterbiyum, alüminyum ve lutesyum gibi farklı atom ve iyonlarla çalışan optik saatler geliştiriliyor ve her birinin güçlü yanları var.

Yarışın ne kadar canlı olduğunu en son Singapur gösterdi. Singapur Ulusal Üniversitesi'ndeki ekip, 23 Eylül'de Nature'da yayımlanan çalışmasında lutesyum-176 iyonuna dayanan saatleri için 10⁻¹⁹ düzeyinde bir belirsizlik bildirdi. Bu, bugüne kadar bildirilen en hassas saat. Teorik olarak böyle bir saatin bir saniyelik hata biriktirmesi 260 milyar yıldan uzun sürer.

Tek bir atom seçmek, diğer saatleri geride bırakmak demek. Bu yüzden masadaki seçeneklerden biri, saniyeyi tek bir atoma değil, birden fazla atomun frekanslarından oluşan bir "topluluğa" dayandırmak. Böylece ileride daha iyi bir saat geliştirildiğinde, saniyeyi yeniden tanımlamaya gerek kalmadan o da sisteme katkı verebilir.

Eski yol haritası, 2026'ya kadar yeni tanımın biçimi konusunda uzlaşılmasını ve 2030'da resmi yeniden tanıma gidilmesini hedefliyordu. Versay'a gelen taslak karar ise yarışın henüz bitmediğini gösteriyor. Tek bir atom mu, yoksa birden fazla optik geçişten oluşan bir topluluk mu kullanılacağı konusunda hâlâ kesin bir uzlaşma yok; optik saatlerin uluslararası atom zamanına düzenli katkı vermesi gibi bazı zorunlu koşullar da henüz tamamlanmadı. Konferanstan beklenen, çalışmanın sürdürülmesi ve 2030'daki bir sonraki toplantıya resmi bir tanım önerisinin getirilmesi. Yani saniye Versay'da değişmeyecek, ama değişimin yolu orada çizilecek.

Kimse farkı görmeyecek

Kahvaltı telaşındaki aile; karşı çatıda hassas bir aleti ayarlayan bilim insanı (illüstrasyon)

Burada hikâyenin en tuhaf kısmı geliyor: saniye yeniden tanımlandığında hiçbir kol saati, telefon ya da mutfak saati bundan etkilenmeyecek. Yeni tanım, eski saniyeyle aynı uzunlukta olacak şekilde ayarlanacak. Değişen saniyenin süresi değil, onu ne kadar kesin ölçebildiğimiz.

O halde neden bu kadar uğraşılıyor? Çünkü modern dünyanın bir kısmı, saniyenin milyarda birinden çok daha küçük farklara dayanıyor. Telefonunuzdaki konum, GPS uydularındaki saatlerin uyumuna bağlı. Borsalarda işlemlerin sırası, mikrosaniyelik zaman damgalarıyla belirleniyor. İnternetin güvenliği de saatlerin birbiriyle uyumlu olmasına ihtiyaç duyuyor.

Optik saatler ise o kadar hassas ki başka bir şeyi de ölçebiliyor: yerçekimini. Einstein'ın genel görelilik kuramına göre zaman, yerçekiminin güçlü olduğu yerde daha yavaş akıyor. En iyi optik saatler, yaklaşık bir santimetrelik yükseklik farkı yüzünden zamanın farklı aktığını ölçebiliyor. Yani bir saat, aynı zamanda bir yükseklik ölçere dönüşüyor.

Artık saniyenin vedası

Gece yarısı veri merkezinde duvar saatine bakan yorgun mühendisler (illüstrasyon)

Versay'daki ikinci taslak, saniyenin tanımından çok daha somut ve gündelik hayata çok daha yakın. Dünyanın dönüşü düzenli değil; gezegen bazen biraz yavaşlıyor, bazen hızlanıyor. Atom saatleriyle Dünya'nın dönüşü arasındaki fark büyüdükçe, 1972'den beri araya zaman zaman fazladan bir "artık saniye" ekleniyordu.

Bu eklemeler yazılımcıların kâbusu. Bir dakikanın 61 saniye sürdüğü o an, geçmişte sunucuların ve hizmetlerin çökmesine yol açtı.

Bugünkü kurala göre UTC'nin, Dünya'nın dönüşüne dayanan zamandan 0,9 saniyeden fazla uzaklaşmasına izin verilmiyor. Taslak karar bu sınırı tam bir saate, yani 3.600 saniyeye çıkarıyor. Başka bir deyişle artık saniye teknik olarak yasaklanmıyor; ona ihtiyaç bırakmayacak kadar geniş bir tolerans getiriliyor. Karar kabul edilirse kesintisiz UTC 20 Mayıs 2027'de başlayacak ve uluslararası metroloji bürosuna göre bu düzen birkaç yüzyıl boyunca artık saniye gerektirmeden sürebilecek.

Ay'ın kendi saati

Ay yüzeyinde saatlerini karşılaştıran iki astronot ve aralarındaki saat işareti (illüstrasyon)

Üçüncü taslak ise kulağa bilimkurgu gibi geliyor ama tamamen pratik. Görelilik burada da devrede: Ay'daki zayıf yerçekimi yüzünden, Ay yüzeyindeki bir saat Dünya'dakinden günde ortalama yaklaşık 56 mikrosaniye daha hızlı ilerliyor. Kulağa önemsiz geliyor, ama Ay'a iniş yapacak, Ay yüzeyinde konum belirleyecek ve birbirleriyle haberleşecek araçlar için bu fark kabul edilemez. Ay'a gidecek her ülkenin kendi saatini kullanmasının önüne geçmek için ortak bir zaman ölçeği gerekiyor.

Taslak karar bu ölçeği henüz kurmuyor. Uluslararası Astronomi Birliği'nin 2024'te tanımladığı Ay Koordinat Zamanı'nı temel alarak, Ay için ortak bir zaman ölçeğinin nasıl kurulacağını ve Dünya'daki UTC'ye nasıl bağlanacağını belirleyecek süreci başlatıyor. Ay'da saatin kaç olduğu sorusu, ilk kez bu kadar resmi bir masaya geliyor.

Yani 13 Ekim'de Versay'da toplanan temsilciler, aynı hafta içinde saniyenin geleceğini, Dünya'nın saatini nasıl ayarlayacağımızı ve Ay'da zamanın nasıl ölçüleceğini konuşacak. Saniye bu kez değişmeyecek. Ama bir sonraki değişiminin nasıl olacağı, ilk kez bu kadar net biçimde konuşuluyor.

İlgili yazılar

Tüm yazılar